Bölüm 3
Satmadan Yapma
Ürünü yapmadan önce nasıl satarım? Sinyal Merdiveni ve on dört günlük doğrulama.
Sevgili okurum,
Geçen bölümün sonunda sana bir söz verdim: bu bölümde hiç kod yazmayacaksın, hiç tasarım yapmayacaksın, sadece satmaya çalışacaksın.
Sözümü tutacağım. Ama önce sana üç haftadır ne yaptığımı anlatmam lazım, çünkü tam da anlatacağım şeyin tersini yaptım.
Birinci bölümde tablomun en altındaki tek satırı göstermiştim: Piyon Davet, beş yüz lira. Hayatımın ilk kazancı değildi; on üç yaşımda da ürünlerimden para kazanmıştım. Ama yıllar sonra ilk kez, ben masada değilken bir şey satılmıştı.
O satırı yazalı üç hafta oldu. Bu üç haftada ikinci müşteriyi bulmak için ne yaptım, biliyor musun? Hiçbir şey.
Oturup ürünü geliştirmeye devam ettim. “SEO’sunu düzeltmem lazım” dedim, “şu özellik eksik, şurası daha güzel olabilir.” Üç hafta boyunca tek bir kişiye tek bir teklif götürmedim.
Bu cümleyi yazarken kendime kızıyorum, çünkü bu tam olarak on dört yıldır yaptığım hata. Ve bu sefer hatayı, hatayı anlatan kitabı yazarken yaptım. Teoriyi biliyorum, uygulamayı beceremiyorum.
Bu bölümün özeti şu: ürün geliştirmek bir kaçış alanıdır. Kolaydır, ölçülebilir, kimse sana hayır demez. Satmak zordur, insan yüzüne “hayır” der, canın yanar. Ve biz her zaman kolay olana kaçarız.

#3.1 En Pahalı Sıra
İki sıra var. İkisi de aynı işleri içeriyor, sadece sırası farklı. Ve o sıra hayatının yıllarını belirliyor.
Çoğu insanın yaptığı sıra şöyle: fikir bul, ürünü yap (altı ile yirmi dört ay), mükemmelleştir (belirsiz süre), yayınla, sat, kimse almaz, “pazarlama eksik” de, daha çok geliştir, bırak. Bu sırada “hayır” cevabını sekizinci adımda alırsın, yani iki yıl sonra.
Bu kitabın önerdiği sıra ise şöyle: problemi bul, insanlarla konuş (bir hafta), satmayı dene (bir hafta), para alırsan yap, alamazsan başka probleme geç. Bu sırada “hayır” cevabını üçüncü adımda alırsın, yani iki hafta sonra.
İki sıranın da sonucu aynı olabilir; belki ikisinde de fikir tutmaz. Fark şurada: birinci sırada bir “hayır” sana iki yıl, ikinci sırada iki hafta.

| Birinci sıra | İkinci sıra | |
|---|---|---|
| Bir “hayır"ın maliyeti | 2 yıl | 2 hafta |
| Yılda kaç fikir test edebilirsin | 0,5 | 26 |
| 5 yılda kaç deneme | 2-3 | 100+ |
| Bir tanesinin tutma ihtimali | Düşük | Yüksek |
Son satır önemli. Girişimcilik bir yetenek yarışı değil, deneme sayısı yarışıdır. Kim daha çok deneme yaparsa birinin tutma ihtimali o kadar artar. Ben beş yılda iki deneme yaptım; ikinci sırayla aynı sürede yüzden fazla yapabilirdim.
Buradaki en yaygın itiraz şu: “Ürün yokken nasıl satarım, dolandırıcılık olmaz mı?” Hayır. Çünkü satmak, para almak demek değil. Satmak, birinin ödemeye niyetlendiğini kanıtlamaktır ve bunun birden fazla seviyesi var.
#3.2 Doğrulama Nedir, Ne Değildir
Doğrulama kelimesi çok kullanılıyor ve çoğu zaman yanlış kullanılıyor.
Doğrulama şunlar değildir: arkadaşlarına sorup “harika fikir” cevabı almak, anket yapmak, “kullanır mısın?” sorusuna evet almak, Instagram’da beğeni almak, bir topluluğun seni desteklemesi.
Doğrulama şudur: insanların davranışını ölçmek, sözünü değil.
Fark şu: söz bedavadır, davranış bedava değildir. Bir insanın “kullanırım” demesi ona hiçbir şeye mal olmaz; kartını çıkarması ona para mal olur. Sadece ikincisi bilgi taşır.

Bütün doğrulama sinyallerini güçten zayıfa sıraladım. Bu merdiveni ezberle, çünkü kendini kandırmanı engelleyecek.
| Seviye | Sinyal | Ne kadar güvenilir? |
|---|---|---|
| 0 | “Harika fikir” | Sıfır. Nezaket. |
| 1 | Instagram beğenisi | Çok zayıf |
| 2 | Yorum yazması | Zayıf |
| 3 | E-posta bırakması | Orta |
| 4 | Toplantıya vakit ayırması | İyi |
| 5 | Fiyat sorması | İyi |
| 6 | Ön ödeme yapması | Çok güçlü |
| 7 | İkinci kez ödeme yapması | En güçlü |

Şimdi birinci bölümdeki Pratham’ı hatırla. İki yüz kişiyle konuştu ve hepsi sıfırıncı seviye sinyal verdi. Kırk üç kişi kayıt oldu, üçüncü seviye. İki kişi ödedi, altıncı seviye. Sonuç aylık on sekiz dolar.
Sonraki projesinde doğrudan altıncı seviyeye gitti: on iki kişiye doksan dokuz dolar ön ödettirdi. Bin yüz seksen sekiz dolar, kod yazmadan.
Kural şu: beşinci seviyenin altındaki hiçbir sinyale güvenme, karar verirken sadece altı ve yediye bak.
Ve şu cümleyi kurduğun an kendini kandırıyorsun demektir: “Herkes çok beğendi, sadece henüz satın alma zamanı değil.” Hayır. Satın alma zamanı hep şimdidir; insan gerçekten istediği şeyi ertelemez, erteliyorsa istemiyordur.
Ben bu cümleyi Piyon Planner için defalarca kurdum. “Ürün henüz hazır değil, o yüzden satmıyorum.” Beş yıl.

#3.3 İnsanlarla Nasıl Konuşulur
Rob Fitzpatrick’in The Mom Test kitabı bu konudaki en faydalı yüz sayfadır. Ana fikri şu: annene iş fikrini sorarsan “harika” der, çünkü seni seviyor ve kırmak istemiyor. Müşterilerin de farkında olmadan aynısını yapar.
İnsanlar kötü niyetli olduğu için yalan söylemez, nezaketten söyler. Ve sen o nezaketi pazar doğrulaması sanarsan, kimsenin istemediği bir şey inşa edersin.

Üç kural var.
Fikrinden değil, onların hayatından konuş. Fikrini anlattığın an karşındaki insan seni değerlendirmeye başlar ve seni korumaya çalışır. Fikrini hiç söylemeden de her şeyi öğrenebilirsin.
Gelecek hakkında görüş değil, geçmiş hakkında olay sor. “Bunu kullanır mısın?” gelecek sorusudur ve cevabı hayal ürünüdür. “Bunu en son ne zaman yaptın?” geçmiş sorusudur ve cevabı gerçektir.
Az konuş, çok dinle. Sen konuşuyorsan öğrenmiyorsun; görüşmede yüzde yirmi sen, yüzde seksen o konuşmalı.
| ❌ Sorma | ✅ Sor |
|---|---|
| “Bu iyi bir fikir mi?” | “Bu problemi en son ne zaman yaşadın?” |
| “Bunu kullanır mısın?” | “Şu an bunu nasıl çözüyorsun?” |
| “Ne kadar öderdin?” | “Şu an buna ne ödüyorsun?” |
| “Şu özellik olsa ister miydin?” | “O olmadığı için ne kaybettin?” |
| “Bunu satın alır mısın?” | “Şimdi ön sipariş verir misin?” |
| “Ne düşünüyorsun?” | “Bunu çözmek için daha önce ne denedin?” |
Sağ sütundaki soruların ortak özelliği ne? Hepsi geçmişe ve somut olaya bakıyor, hiçbiri hayal gücü istemiyor.
Fitzpatrick üç tür kötü veriden bahsediyor ve bunları duyduğun an alarm çalmalı.
Birincisi iltifat: “Süper fikir!”, “Bunu çok beğendim!” Görmezden gel ve konuşmayı somut bir olaya çevir: “Peki en son ne zaman böyle bir şeye ihtiyaç duydun?”
İkincisi varsayım, yani hipotetik konuşma: “Şöyle olsa alırdım”, “Genelde şunu yaparım.” Geçmişe çek: “genelde” değil, “en son ne zaman”?
Üçüncüsü dilek listesi: “Şu özellik de olsa harika olur”, “Bir de şunu ekleyin.” Bunları not al ama uygulama. İnsanlar ne istediklerini bilmez, ne yaşadıklarını bilir; özellik dileği bir problem değil, bir tahmindir.

#Görüşmeyi nasıl bitirirsin
En kritik kısım burası ve çoğu insan atlıyor. Görüşmenin sonunda bir adım daha ilerlemeyi iste; buna taahhüt diyoruz.
Zayıftan güçlüye üç tür taahhüt var. Zaman taahhüdü: “Önümüzdeki hafta otuz dakika daha ayırır mısın?” İtibar taahhüdü: “Bu problemi yaşayan iki kişiyi bana tanıştırır mısın?” Ve para taahhüdü: “Şimdi ön sipariş verir misin?”
Görüşmenin sonunda hiçbir taahhüt alamadıysan o görüşme başarısızdır, ne kadar keyifli geçmiş olursa olsun. Bu cümleyi bir daha oku, çünkü ben yıllarca “çok güzel bir görüşme oldu” diyerek elimde hiçbir şey olmadan masadan kalktım.

#İki görüşme, yan yana
Teoriyi bırakıp gerçek bir konuşma görelim. Aynı kişi, aynı problem, iki farklı görüşmeci.
Kötü görüşme. Benim yıllarca yaptığım:
Ben: Merhaba! Kliniklere özel bir içerik yönetim sistemi yapıyorum. SEO’nuzu otomatik takip ediyor, blog yazılarını yapay zekayla üretiyor, raporluyor. Ne dersiniz, ilginç mi?
O: Aa çok güzel olmuş, gerçekten lazım böyle bir şey.
Ben: Değil mi! Bir de içinde rakip analizi olacak.
O: Harika, onu da çok kullanırız.
Ben: Fiyatı ne kadar olsa kullanırsınız?
O: Vallahi bilmem, makul bir şey olursa tabii.
Ben: Süper, çıkınca haber vereyim!
O: Tabii tabii, bekliyoruz.
Bu görüşmeden ne öğrendim? Hiçbir şey. Adam üç kere iltifat etti, bir kere varsayım kurdu, bir kere dilek listesi verdi. Üç zehirli veri türünün üçü de var. Ve ben masadan “çok iyi geçti” diye kalktım, sonra altı ay o ürünü yaptım.
İyi görüşme:
Ben: Merhaba, kliniklerin yurt dışından hasta bulma süreçlerini araştırıyorum. Bir şey satmayacağım, sadece nasıl yürüdüğünü öğrenmek istiyorum. Sizde bu iş nasıl işliyor?
O: Valla zor. Instagram’dan geliyor çoğu, bir de aracı firmalar var.
Ben: Aracı firmalar derken? Onlarla nasıl çalışıyorsunuz?
O: Hasta başı komisyon alıyorlar. Yüksek ama başka yolumuz yok.
Ben: Ne kadar civarı?
O: Hasta başı 15-20 bin. Bazen daha fazla.
Ben: Peki kendi kanalınızdan hasta gelmiyor mu hiç? Web sitenizden mesela?
O: Site var da… kimse bulmuyor işte. Google’da çıkmıyoruz.
Ben: Bunu düzeltmek için daha önce bir şey denediniz mi?
O: Denedik tabii. Bir ajansla anlaştık geçen sene.
Ben: Ne oldu?
O: Altı ay çalıştık, ayda 25 bin verdik. Yazı yazdılar ama bizim sektörü bilmiyorlardı. Hasta ne arar bilmiyorlar. Anlaşmayı bitirdik.
Ben: Şu an bu iş kimde?
O: Kimsede. Ben ara sıra bir şeyler yazıyorum, o kadar.
Ben: Son ne zaman yazdınız?
O: …Üç ay önce falan.
Ben: Peki bu konuda sizin gibi sıkıntı yaşayan başka klinik tanıyor musunuz?
O: Hepsi yaşıyor zaten. İki tane arkadaşım var, aynı dert.
Bu görüşmeden beş somut bilgi öğrendim. Hasta başı on beş yirmi bin lira komisyon ödüyor, yani fiyat tavanım belli oldu. Ajansa ayda yirmi beş bin ödemiş, yani ödeme geçmişi ve bütçe var. Ajans başarısız olmuş çünkü sektörü bilmiyormuş; işte benim farkım. Kendi yazıyor ama üç aydır yazmamış, yani problem gerçek ve çözüm yok. Ve iki arkadaşı aynı dertte, yani iki yeni isim ve pazar kanıtı.
Ve dikkat et: fikrimi bir kere bile söylemedim.
Fark nerede? Kötü görüşmede ben konuştum ve o onayladı; iyi görüşmede o konuştu ve ben not aldım.

Şu cümleye özellikle bak: “Ajans sektörü bilmiyordu.” Bu tek cümle benim tüm satış konuşmamın merkezine oturacak, çünkü başarısız rakip en iyi öğretmendir.
Görüşmede duyduğun an not defterine yıldız koyacağın cümleler şunlar: “şu an şununla idare ediyoruz” (alternatifin ne olduğunu söylüyor), “denedik ama olmadı” (başarısız rakip, senin giriş kapın), “buna ayda şu kadar ödüyoruz” (bütçe kanıtı), “bu yüzden şu kadar kaybediyoruz” (değerin üst sınırı), “ben ara sıra kendim yapıyorum” (elle yapılan iş, otomasyon fırsatı) ve “herkes bu derdi yaşıyor” (pazar büyüklüğü sinyali).
Hiçbirini duymadıysan, o problem muhtemelen yeterince acıtmıyor.
#3.4 Kod Yazmadan Doğrulamanın Sekiz Yolu
Şimdi somut araçlara geçelim. Bunların hepsi ürün olmadan uygulanabilir.

Açılış sayfası. Tek sayfa: ürünü anlat, fiyatı yaz, bir buton koy ve butona basanları say. İki dört saat sürer ve sana mesajının ilgi çekip çekmediğini öğretir.
Kendini kalibre etmen için gerçek rakamlar vereyim. Unbounce’un 41.000 açılış sayfası ve 464 milyon ziyaretçi üzerinden yaptığı analize göre tüm sektörlerin medyan dönüşüm oranı %6,6. Yazılım tarafında ortalama %3,8, etkinlik sayfalarında %12,3. Yani 100 ziyaretçiden 4-7 tanesinin form doldurması normaldir; bir kişi doldurursa mesajın zayıf.
Bir de şu var: 3 alanlı formlar %10,1, 9 alanlı formlar %3,6 oranında dönüşüyor. Yani her fazladan soru sana müşteri kaybettiriyor; isim ve e-posta yeter.
Pratik bir örnek de vereyim. GrowthMentor’un kurucusu, fikrini doğrulamak için iki hafta boyunca 418 euro Google reklamı verdi. 75 dönüşüm aldı, dönüşüm oranı %16,9, tıklama başına maliyet 94 sent. 418 euro ve iki hafta; bir fikrin işe yarayıp yaramayacağını böyle öğrendi.
Eşiğin şu: soğuk trafikten %10 üstü dönüşüm güçlü sinyaldir. %1 ile %6 arasındaysan mesajını, kitleni ya da fikrini gözden geçir, çünkü orası medyanın altı. GrowthMentor’un yakaladığı %16,9 ise istisna derecede iyi bir orandır, onu hedef sanma.

Sahte kapı. Var olmayan bir özelliğe ya da ürüne gerçek bir giriş koyarsın: buton, menü öğesi, reklam. Tıklayan kişi “yakında” mesajı görür ve e-posta bırakabilir. Bir saat sürer ve sana insanların bunu gerçekten arayıp aramadığını öğretir.
Etik tarafı sorulur ve cevabı şu: dürüst olduğun sürece sorun yok. “Yakında” de, e-posta topla ve gerçekten haber ver. Sahte olan kapı, verdiğin söz değil.

Benim uygulayabileceğim bir örnek: Piyon Davet sitesine “Kurumsal Etkinlik Davetiyesi” diye bir kategori ekleyip tıklanmaları saymak. Kimse tıklamıyorsa o kategoriyi hiç yapmam.
Kapıcı yöntemi. Hizmeti elle verirsin; hiç yazılım yok, sen yaparsın.
Klasik örneği Airbnb’nin yaptığı şeydir: oturma odalarına üç şişme yatak koydular, “Air Bed and Breakfast” adında tek sayfalık bir blog açtılar ve ilk üç misafiri bizzat ağırladılar. Kahvaltılarını yaptılar, şehri gezdirdiler ve akıllarına gelen her soruyu sordular. Yazılım yoktu, platform yoktu, insan vardı.

Hemen başlar ve sana iki şeyi öğretir: insanlar bu hizmete gerçekten para veriyor mu, ve hizmeti vermek nasıl bir şey? Gizli faydası ise şu: elle yaparken neyi otomatikleştireceğini öğrenirsin. Otomatikleştirmeyi tahminle yaparsan yanlış şeyi otomatikleştirirsin.
Benim örneğim: SEO paketimi üçüncü müşteriye satarken hiçbir şey yapmama gerek yok, zaten elle yapıyorum. Yani ben farkında olmadan iki yıldır kapıcı yöntemi uyguluyorum ve öğrendiklerimi bir ürüne çevirmiyorum.
Sihirbaz yöntemi. Müşteri otomatik bir sistemle konuştuğunu sanır, arkada sen vardır. Kapıcı yönteminden farkı şu: kapıcıda müşteri senin elle yaptığını bilir, sihirbazda bilmez. Birkaç gün sürer ve sana otomatik sistemin nasıl davranması gerektiğini öğretir.
Örnek: bir “yapay zeka destekli rapor” hizmeti satacaksın. İlk on raporu sen elle hazırla, otomatikmiş gibi gönder, müşterinin nasıl tepki verdiğini gör ve sonra otomatikleştir.
Ön satış. En güçlü olanı; ürün yokken parayı alırsın. Sana her şeyi öğretir çünkü Sinyal Merdiveni’nin en tepesidir. Detayına birazdan gireceğiz, ayrı bir başlık hak ediyor.
Video. Ürünü yapmak yerine nasıl çalışacağını gösteren bir video yaparsın. Dropbox’ın kurucusu Drew Houston tam olarak bunu yaptı: üç dakikalık bir video çekti, Hacker News’te paylaştı ve henüz var olmayan bir ürün için yetmiş beş bin kişilik bekleme listesi topladı.
Bir üç gün sürer ve fikrin anlaşılıp anlaşılmadığını, heyecan verip vermediğini öğretir. Bu yöntem ürünün anlatılması zor olduğu durumlarda çok işe yarar ama kitlen yoksa videoyu kimse görmez; Dropbox’ın avantajı Hacker News’ti, yani hazır bir kitle. Bu yüzden bu yöntem yedinci bölümdeki dağıtım konusuyla birlikte düşünülmeli.
WhatsApp veya Telegram grubu. Türkiye için en verimli yöntemlerden biri ve neredeyse hiç konuşulmuyor. Bir problem etrafında yirmi otuz kişilik bir grup kur ve onlara her hafta değer ver: bilgi, dosya, şablon, cevap. Grup canlıysa problem gerçektir.
İki dört hafta sürer ve sana bu insanların bir arada durup durmadığını, neyi konuştuklarını öğretir. Bonus olarak da o grup senin ilk müşteri havuzun olur; ürünü çıkardığında satacak kimseyi aramazsın.
Tek özellik. Ürünün tamamını değil, en can alıcı tek özelliğini yaparsın. Bu, “MVP” denince insanların anladığı şeydir ama genellikle yanlış uygulanır ve birazdan ayrıntısına gireceğiz.
#Hangi yolu ne zaman kullanırsın?
| Durumun | Kullanacağın yol |
|---|---|
| Fikir çok yeni, kimseyle konuşmadın | Mom Test görüşmeleri |
| Mesajın tutuyor mu bilmiyorsun | Açılış sayfası |
| Belirli bir özellik gerekli mi bilmiyorsun | Sahte kapı |
| Hizmeti nasıl vereceğini bilmiyorsun | Kapıcı yöntemi |
| İnsanlar para verir mi bilmiyorsun | Ön satış |
| Ürünü anlatmak zor | Video |
| Kitlen yok | WhatsApp grubu |
| Hepsini geçtin, yapmaya hazırsın | Tek özellik |
Sık yapılan hata birden fazlasını aynı anda yapmak. Bir seferde bir soru sor.
#3.5 Ön Satış
Bu bölümün en zor ve en değerli kısmı burası.
Ön satış neden her şeyden üstün? Çünkü tek gerçek testtir; insan cüzdanını açtığında yalan söyleyemez.

Kaloyan Yankulov adında bir kurucu, ürün yokken üç bin dokuz yüz elli dolar ön sipariş geliri topladı. Pratham on iki kişiden doksan dokuzar dolar aldı. Bunların hepsi kod yazmadan önce oldu ve bu insanların ortak özelliği şuydu: ürünü yapmaya başlamadan önce ürünün satılabilir olduğunu biliyorlardı.
Ön satış dolandırıcılık değildir, eğer üç kuralı uygularsan.
Ürünün henüz var olmadığını açıkça söyle. Gizleme. “Şu an geliştiriyorum, şu tarihte teslim edeceğim” de. İnsanlar buna saygı duyar, hatta erken destekçi olmayı sever.
Net bir teslim tarihi ver. “Yakında” değil, “15 Ekim.” Tarih vermek seni de disipline eder.
Koşulsuz iade sözü ver. “Teslim edemezsem paranı tam iade ederim.” Bu cümle hem etik yükünü kaldırır hem satışı kolaylaştırır.
Bu üçünü yaparsan ön satış tamamen dürüst bir iştir. Dünyada ön siparişle satılan kitap, oyun, kurs ve cihaz sayısı milyonlarca.
#Ön satış konuşması
Sana kullanabileceğin bir metin bırakıyorum; kendi işine uyarla.
“Merhaba [isim],
Geçen konuştuğumuzda [problem]‘den bahsetmiştin. O konuda bir şey hazırlıyorum.
[Çözümün tek cümlelik tarifi.]
Şu an geliştirme aşamasında, [tarih] tarihinde teslim edeceğim. İlk 10 kişiye kurucu fiyatı uyguluyorum: normal fiyatı [X] TL olacak, sana [X/2] TL.
Teslim edemezsem paranı tamamen iade ederim, yazılı taahhüt veriyorum.
İlgini çeker mi?”
Bu metnin çalışan parçalarını tek tek göstereyim. “Geçen konuştuğumuzda” ifadesi önceden bir Mom Test görüşmesi yaptığını gösterir, yani soğuk mesaj değil. Net tarih güven verir. “İlk on kişiye” ifadesi kıtlık yaratır ama yalan değildir, çünkü sen gerçekten on kişiyle başlayacaksın. Yarı fiyat erken riski karşılar; onlar bitmemiş bir ürün alıyor, sen indirimle ödüyorsun. İade taahhüdü riski sıfırlar ve iade istemek zahmetli olduğu için pratikte çok az kişi ister. Ve “ilgini çeker mi?” sorusunda baskı yoktur; kolayca hayır diyebilir ve hayır demesi de bilgidir.
#Hayır cevabı aldığında
Bu en önemli kısım ve herkes atlıyor. Biri hayır dediğinde konuşmayı bitirme, şunu sor: “Anlıyorum. Merak ettim, ne olsaydı evet derdin?”
Bu sorunun cevabı bir sonraki teklifin. Ve genellikle üç cevaptan biri gelir.
| Cevap | Anlamı | Ne yaparsın |
|---|---|---|
| “Pahalı” | Değeri anlamadı ya da bütçe yok | Değeri yeniden anlat, ya da segment değiştir |
| “Şu an sıramda değil” | Vitamin. Acı yok. | Problemi değiştir |
| “Şu özellik olmadan olmaz” | Kapsam eksik | O özelliği ekle, tekrar sor |

İkinci satır en değerlisidir, çünkü sana “bu ağrı kesici değil” der ve seni aylarca boşa çalışmaktan kurtarır.
#Parayı nasıl alırsın
Karmaşıklaştırma. En basiti IBAN gönderip dekont istemek; bir yazılıma bile gerek yok. Ama bunu yapmadan önce 3.10’daki fatura meselesini oku, çünkü bu paranın bir de vergi tarafı var ve o tarafı ertelemek, şirket açmayı ertelemekle aynı şey değil. Biraz daha kurumsal olsun istersen PayTR ya da Iyzico gibi bir ödeme sayfası kurarsın. Yurt dışı satışın varsa Lemon Squeezy ya da Paddle gibi bir sistem vergi işlerini hallediyor.
İlk on satış için birincisini kullan. Ödeme altyapısı kurmak, satış yapmamak için mükemmel bir bahanedir ve ben bunu biliyorum, çünkü Piyon Akademi’de tüm webhook zincirini kurdum ve hâlâ tek öğrencim yok.
Sistem, satışın yerine geçmez.
#3.6 Sayılar: Kaç Kişi, Hangi Eşik?
Doğrulama yapıyorsun ama ne zaman “geçti”, ne zaman “kaldı” diyeceksin? Baştan eşik koymazsan sonucu kendi istediğin gibi yorumlarsın ve herkes yapar.
Eşiklerini başlamadan önce yaz:
| Aşama | Hedef | Geçme eşiği | Süre |
|---|---|---|---|
| Mom Test görüşmeleri | 10 kişi | 7’sinde aynı problem çıkarsa | 1 hafta |
| Açılış sayfası | 300 ziyaretçi | %10 üstü e-posta | 1 hafta |
| Ön satış teklifi | 20 kişiye teklif | 3 kişi ödeme yaparsa | 2 hafta |

Neden on görüşme? Çünkü onda örüntü görünür; üç kişi tesadüf olabilir, on kişi olamaz. Neden üç ödeme? Çünkü bir kişi arkadaşın olabilir, iki kişi şans olabilir, üç kişi bir kalıptır. Neden yirmi teklif? Çünkü satışta hayır normaldir; yirmi teklifte üç evet yüzde on beş dönüşüm demek ve bu iyi bir orandır. On yedi kişi hayır diyecek ve bu senin kötü olduğun anlamına gelmiyor.
Bunu baştan bilmen lazım, yoksa beşinci hayırda bırakırsın.
En sık yapılan iki hata var. Birincisi yeterince kişiye sormamak, yani üç kişiye sorup “olmadı” demek. Sayılar sende değil, sabırda. İkincisi eşiği sonradan değiştirmek, yani “üç kişi hedefledim ama bir kişi de aslında iyi sayılır” demek. Hayır, baştan yazdığın eşiğe sadık kal. Bunu engellemenin yolu eşiği bir yere yazıp tarih atmak; kendi kendini kandırmayı zorlaştır.
#3.7 Doğrulamada Yapılan Yedi Hata
Doğrulama yaparken insanlar aynı yedi hatayı tekrarlıyor ve ben yedisini de yaptım.
Yanlış kişiye sormak. Arkadaşına, ailene, aynı işi yapan meslektaşına sormak. Bunlar müşteri değil; arkadaşın seni sever, meslektaşın seni tartar, ikisi de gerçek bilgi vermez. Sadece o problemi yaşayan ve para harcayabilecek kişiye sor, başka kimse sayılmaz.
Fikrini anlatarak başlamak. Fikrini söylediğin an görüşme biter, çünkü karşındaki artık senin fikrini değerlendiriyor, kendi hayatını anlatmıyor. Fikrini hiç söyleme; görüşmenin sonunda bile söylemek zorunda değilsin.
Sadece olumlu sinyalleri saymak. Seçici hafıza. On kişiden ikisi olumlu, sekizi olumsuz konuştu ve sen ikisini hatırlıyorsun. Görüşmeden hemen sonra not tut ve olumsuz cümleleri özellikle yaz.
Doğrulamayı ürün yaptıktan sonra yapmak. Ürünü yapıp sonra “doğrulama” adı altında insanlara göstermek. Bu doğrulama değil, onay arayışıdır. Farkı şu: doğrulamada cevabı bilmiyorsundur, onay arayışında cevabı biliyorsundur ve tasdik istersin. Doğrulama yapmadan önce olur; yaptıktan sonra yapılana “geri bildirim” denir ve o başka bir şeydir.
Tek bir sinyalle karar vermek. Bir kişi çok heyecanlandı ve sen yola çıktın. O kişi belki senin en iyi arkadaşındı, belki o gün keyfi yerindeydi. En az üç bağımsız ödeme iste.
“Şimdi olmaz ama ilerde” cevabını olumlu saymak. Bu cevap hayır demektir, kibar hali. Bir insan gerçekten acı çekiyorsa erteleme lüksü yoktur; erteliyorsa acı yoktur. “İlerde” eşittir hayır, tabloda hayır sütununa yaz.
Doğrulamayı bitirmeden geliştirmeye kaçmak. En yaygın ve en sinsi olan. Üç görüşme yapıp “yeterince öğrendim” deyip koda dönmek. Bunun sebebi tembellik değil; sebebi şu: kod yazmak rahatlatıcı, insanla konuşmak gerilimli ve beyin rahatlatıcı olanı seçer. Çözümü doğrulama günlerini takvime yazmak ve o günlerde bilgisayarını geliştirme için açmamak. Ben bunu şöyle çözüyorum: doğrulama haftasında proje klasörünü açmıyorum, sadece not defteri ve telefon.

#Doğrulama günlüğü
Her görüşmeden sonra beş dakikada bunu doldur. Beş dakika, yoksa unutursun.
Tarih: ______ Kişi: ______ Sektör: ______
1. Problemi yaşıyor mu? ☐ Evet ☐ Hayır ☐ Belirsiz
2. Şu an nasıl çözüyor? _______________________
3. Buna para ödüyor mu, ne kadar? _______________________
4. En son ne zaman yaşadı? _______________________
5. Daha önce ne denedi? _______________________
AYNEN KULLANDIĞI CÜMLELER (tırnak içinde, kendi kelimeleriyle):
"______________________________________________"
"______________________________________________"
ALDIĞIM TAAHHÜT:
☐ Yok ☐ İkinci görüşme ☐ Tanıştırma ☐ ÖN ÖDEME
ALARM: Bu görüşmede iltifat/varsayım/dilek listesi duydum mu?
______________________________________________
“Aynen kullandığı cümleler” kısmı en değerli parçadır, çünkü teklif metnini onların kelimeleriyle yazacaksın, kendi kelimelerinle değil.
Ben “içerik yönetim sistemi” diyorum, müşteri “Google’da çıkmıyoruz” diyor. Hangisi satar? İkincisi, her seferinde.
#3.8 MVP Nedir, Ne Değildir
“MVP”, yani minimum uygulanabilir ürün, en çok yanlış anlaşılan terimdir.
İnsanlar “minimum” kelimesini “eksik” diye anlıyor ve sonra yarım yamalak, çalışmayan, çirkin bir şey çıkarıp “bu MVP” diyorlar. Hayır. MVP kötü ürün değildir.
Doğru tanım şu: MVP, bir problemi baştan sona çözen en küçük şeydir. Kritik kelime “baştan sona.”
Klasik anlatımıyla: biri seni A noktasından B noktasına götürecek bir araç istiyorsa ona bir tekerlek veremezsin. Tekerlek arabanın parçasıdır ama kimseyi hiçbir yere götürmez. Ona bir kaykay verebilirsin; kaykay küçüktür, ucuzdur, arabaya benzemez ama insanı gerçekten bir yerden bir yere götürür. MVP kaykaydır, tekerlek değil.

Ben Piyon Planner’ın altı sürümünü yaptım ve her sürümde daha çok özellik ekledim: kanban, girdap, yapay zeka, tema sistemi. Hiçbiri MVP değildi, hepsi tekerlek üretimiydi. Çünkü hiçbir sürüm bir insanın somut bir problemini baştan sona çözmedi; hepsi “genel olarak planlama yapmayı kolaylaştırma” iddiasındaydı ve bu bir problem tanımı değil.
Doğru MVP ne olurdu? Örneğin şu: “Aynı anda dört müşteriyle çalışan freelance tasarımcının, hangi işin ne zaman teslim edileceğini ve kimin ne kadar borcu olduğunu tek ekranda görmesi.” Bu, baştan sona bir problemdir. Ve bunu çözen şey belki bir Google E-Tablo şablonu bile olabilirdi; kod bile gerekmezdi.
Yapmak üzere olduğun şey MVP mi? Beş soruyla kontrol et. Bir insanın somut bir işini baştan sona bitiriyor mu? O insan bunu kullanınca elle yaptığı bir işten kurtuluyor mu? İki dört haftada bitecek mi? Para almaya utanmayacağın kadar çalışıyor mu? Ve çıkarmak için beklediğin bir şey kalmadı mı?
Son maddeyi işaretleyemiyorsan muhtemelen kaçıyorsun. Ben beş yıl kaçtım.
#3.9 İlk On Müşteri Nasıl Bulunur
Çok doğru bir cümle var: ilk müşteriler bulunmaz, kazanılır.

Yani ilk on müşteri için pazarlama yapmazsın. Tek tek insan ikna edersin; elle, zahmetli ve ölçeklenmez bir iştir. Ve tam olarak böyle olmalıdır. Ölçeklenmeyen işler yapma dönemi bu; ölçeklenme altıncı ve yedinci bölümlerde gelecek.
Önce otuz isimlik bir liste çıkar. Kategoriler şöyle: sana zaten para ödeyenler (en değerli), geçmişte para ödemiş olanlar, problemi yaşadığını bildiğin kişiler, bu kişilere ulaşabilen tanıdıkların yani kapı açıcılar, sektörel gruplarda tanıdığın kişiler ve hiç tanımadığın ama profilini gördüğün kişiler (en zor).
Hedef otuz isim ve ilk iki kategoriden başla, çünkü onlar sana zaten güveniyor ve en yüksek dönüşüm orada.
Benim listem birinci kategoriden başlıyor: e4, d5, c3, f6, g7. Beş isim, hepsi bana para ödemiş, hepsi telefonumda. Yeni ürünümü ilk kime satacağım? Onlara. Ve bunu beş yıl boyunca hiç düşünmedim.
Beşinin içinde en değerlisi g7, çünkü diğer dördü benden hizmet satın aldı; g7 benden yazılım satın aldı. Bir kere kurulum ödedi, sonra her ay işletme ödüyor. Yani ürün satın alma alışkanlığı olan tek müşterim o ve ben ona hiçbir zaman ikinci bir şey teklif etmedim.
Sonra mesaj sırasını kur. Hepsine aynı anda mesaj atma; sırayla git ve her mesajdan sonra öğrendiğini bir sonrakine uygula. İlk beş kişiye Mom Test görüşmesi yap, satma sadece dinle. Altıncıdan on beşinciye kadar öğrendiklerinle teklif hazırla ve ön satış dene. On altıdan otuza kadar teklifi rafine et ve tekrar dene.
İlk beş kişiye satmaya çalışmamanın sebebi şu: teklifin henüz onların kelimeleriyle yazılmamış. İlk beş görüşmede onların nasıl konuştuğunu öğrenirsin, sonra teklifi o kelimelerle yazarsın. Bu, dönüşümü ikiye katlayan en ucuz numaradır.
Soğuk mesaj gerekirse kuralları şunlar: kısa ol, dört cümleyi geçme. Onlardan bahset, kendinden değil; ilk cümle onların işi hakkında olsun. Tek bir şey iste, on beş dakika ya da tek bir soru. Ve takip et; insanlar meşgul, cevapsızlık genelde ret değil; beş gün sonra bir kere hatırlat, sonra bırak.
Örnek bir metin:
“Merhaba [isim], [şirket]‘in [somut bir şey] yaptığını gördüm. Ben [sektör]‘de [problem] üzerine çalışıyorum. Sizde bu nasıl yürüyor, merak ettim. 15 dakika ayırabilir misiniz? Satış amacım yok, sadece öğrenmek istiyorum.”
Son cümle dürüst olmalı, gerçekten satmayacaksın. İlk görüşmede satmaya kalkarsan hem güveni hem bilgiyi kaybedersin.
#Hiç tanıdığın yoksa
Buraya kadar hep “sana para ödeyenlerden başla” dedim. Peki hiç kimse yoksa? Yeni mezunsan, sektörü yeni değiştiriyorsan, ya da bir şehirden yeni taşındıysan?
O zaman sıfırdan ağ kurmanın en hızlı üç yolu var ve üçü de birkaç hafta içinde sonuç verir.
Sahaya git. En eski ve en hızlı yöntem, hâlâ çalışıyor. Hedef kitlen fiziksel bir yerde çalışıyorsa (kuaför, klinik, kafe, atölye, dükkân) gidip konuş. Sabah saatleri en iyisidir, çünkü işletmeler sakin olur. On dükkâna girip “bir şey satmıyorum, sektörünüzü araştırıyorum, on dakikanızı alabilir miyim?” demek, bir aylık internet araştırmasından fazla öğretir.
Bu yöntem çoğu insana korkutucu gelir ve tam da bu yüzden neredeyse kimse yapmaz. Rekabetin en az olduğu kanal budur.
Yardım ederek gir. Sektörel Facebook ya da WhatsApp gruplarına katıl ve iki hafta boyunca sadece soru cevapla. Hiçbir şey satma, hiçbir şey tanıtma, sadece bildiğin konularda yardım et. İki hafta sonra o grupta seni tanıyan yirmi kişi olur ve onlara soru sorabilirsin.
Sıra önemli: önce ver, sonra iste. Tersini yaparsan gruptan atılırsın.
Yazarak çek. Anladığın konuda haftada bir yazı yaz ve yayınla. Bu yavaş bir yöntem, üç altı ay sürer, ama bir kez işlemeye başlayınca insanlar sana gelir. Ben bunu on yıldır yapıyorum ve blog yazılarım bana müşteri getiriyor.
Yavaş olduğu için ilk iki yöntemle birlikte yürüt; birincisi bugünü, üçüncüsü gelecek yılı kurtarır.
Bir de şu var: hiç tanıdığın yok sanıyorsun ama muhtemelen yanılıyorsun. Telefon rehberini aç ve baştan sona gez. Üniversiteden arkadaşların, eski iş arkadaşların, akrabaların, mahalleden tanıdıkların. Onlara “sen değil ama tanıdığın biri” diye sor: “Diş kliniği işleten birini tanıyor musun?”
Bu soruyu otuz kişiye sorarsan en az beş isim çıkar. Denedim, çıkıyor.
#3.10 Türkiye’de Doğrulama: “Bakarız” Ne Demek?
Bu bölümü hiçbir yabancı kitapta bulamazsın, o yüzden yazıyorum.
Doğrulama yöntemlerinin hepsi Amerika’da yazıldı ve orada insanlar görece doğrudan konuşuyor. Bizde öyle değil; bizde hayır demek kabalıktır ve bu, doğrulamayı zorlaştırır.
Türk müşterisi sana “hayır” demez, bunun yerine bir sürü kibar cümle kurar. O cümleleri doğru çevirmezsen aylarca hayalde yaşarsın.
| Duyduğun | Gerçek anlamı | Ne yapmalısın |
|---|---|---|
| “Bakarız” | Hayır | Tabloda hayıra yaz |
| “İnşallah” | Hayır (nazik) | Hayıra yaz |
| “Bir konuşalım” (tarih yok) | Hayır | Tarih iste; vermezse hayır |
| “Fiyatı bir düşünelim” | Belki, değer anlaşılmadı | Değeri yeniden anlat |
| “Ortağıma danışayım” | Belki, ya da gerçek | 3 gün sonra takip et |
| “Bütçemiz şu an müsait değil” | Hayır ama problem gerçek | “Ne zaman müsait olur?” diye sor |
| “Sen bir teklif hazırla” | Belki, ilgi var | Hazırla, ama tarih koy |
| “Ne zaman başlıyoruz?” | EVET | Parayı iste |
| “IBAN neydi?” | EVET | Sus ve gönder 😄 |

Son iki satır dışındaki her şeyi hayır kabul et. Acımasız görünüyor ama seni kurtaracak.
Neden bu kadar sert olmalısın? Çünkü insanlar seni kırmamak için iyi niyetle belirsiz konuşuyor ve sen o belirsizliği umuda çeviriyorsun. Umut, yanlış yönde altı ay çalışmanın yakıtıdır. Ben “bir konuşalım"ları takvimimde beklenen gelir gibi tutardım ve hiçbiri gelmedi.
Belirsizliği kırmanın tek yolu var: her muğlak cevaba karşı ya bir tarih ya bir rakam iste. “Süper, hangi gün müsaitsiniz, salı iki olur mu?” ya da “Anladım, bu iş için ayırabileceğiniz bütçe aralığı nedir?” Tarih veya rakam gelmiyorsa cevap hayırdır, gelirse gerçekten ilgi var.
Bu tek teknik satış hayatını değiştirir, çünkü kibar belirsizliği somut bir şeye çevirmeye zorlar ve insanlar somut bir şey söylerken yalan söyleyemez.
İkinci bir Türkiye gerçeği daha var: referans her şeydir. Bizde soğuk satış çok zor, referanslı satış çok kolay; kültür böyle. Bu yüzden Mom Test görüşmesinin son sorusu bizde diğer ülkelerden daha değerli: “Bu problemi yaşayan başka kimi tanıyorsun, beni tanıştırır mısın?”
Bir kişi seni iki kişiye tanıştırırsa, o iki kişi dörde… Bu zincir Türkiye’de reklamdan hızlı çalışır. Ve tanıştırma isterken şunu ekle: “Ondan bir şey satmayacağım, sadece senin gibi on beş dakika konuşmak istiyorum.” Bu cümle tanıştıranı rahatlatır, çünkü asıl korkusu arkadaşına satış yapılması ve kendisinin mahcup olmasıdır.
Bir de fatura meselesi var. Ön satış yaparken sık karşılaşacağın soru şu: “Fatura kesebiliyor musun?” Bu soru bir satın alma sinyalidir, Sinyal Merdiveni’nde beşinci ile altıncı seviye arası; kimse almayacağı şeyin faturasını sormaz.
Cevabın hazır olsun. Şahıs şirketin varsa sorun yok; yoksa ilk birkaç satışı nasıl yapabileceğini önceden bir mali müşavire sor. Bu bir hukuki tavsiye değil, sadece “bu soruyu duyduğunda hazırlıksız yakalanma” uyarısı. Şirket açmayı erteleyebilirsin ama bu sorunun cevabını erteleyemezsin, çünkü bu soruyu soran kişi senin en yakın müşterindir.
#3.11 Ne Zaman Durursun?
Doğrulamanın en zor kısmı devam etmek değil, durabilmek.
Birinci bölümde kayıp bütçesi koymuştuk; şimdi ona bir de durma kriteri ekliyoruz ve bunu başlamadan önce yazıyoruz.
DURMA KRİTERLERİM
Şu tarihe kadar: ______________
Şu hedefe ulaşmazsam: ______________
Şunu yapacağım: ☐ Modeli değiştir ☐ Problemi değiştir ☐ Durdur
Doldurulmuş örneği: “15 Ekim’e kadar yirmi kişiye teklif götürüp üç ön ödeme alamazsam problemi değiştireceğim.”
Durmadan önce denenmesi gereken üç ayar var ve çoğu insan bunları denemeden bırakır.
Fiyatı değiştir. Hem yukarı hem aşağı dene. Şaşırtıcı ama çoğu zaman fiyatı artırmak dönüşümü artırır, çünkü düşük fiyat “ciddi değil” sinyali verir.
Kitleyi değiştir. Aynı ürün, farklı segment. Belki diş klinikleri istemiyor ama güzellik salonları istiyor.
Kanalı değiştir. Aynı ürün, aynı kitle, farklı ulaşma yolu. Instagram olmadı, sektörel grup dene.
Üçünü de denedikten sonra hâlâ üç ödeme yoksa, o zaman problem yanlış. İkinci bölüme dön ve listenden bir sonrakini al.
Şunu net söyleyeyim: iki haftada durabilmek, beş yıl devam etmekten çok daha başarılı bir davranıştır. Ben duramadığım için beş yıl kaybettim. Cydoc’un kurucusu duramadığı için yedi yıl kaybetti.
Krzysztof’un hikâyesi ise ikisinin arasında ve bu bölüm için en öğreticisi. Birinci bölümde kısaca geçmiştim, şimdi açayım.
Altı yılda beş yan proje yaptı ve toplam kazancı sıfır oldu. Bir iOS oyunu yaptı; App Store’da öne çıkmadan mobil oyun pazarında var olmanın imkânsıza yakın olduğunu öğrendi. Bir emlak takip uygulaması yaptı; potansiyeline hâlâ inanıyor ama tek kişilik geliştirmenin çok yavaş olduğunu kabul ediyor. Bir iş ilanı sitesi yaptı; pazar aşırı kalabalıktı. Bir zaman takip uygulaması yaptı; kullanıcılar sadeliğini övdü ama övgü para etmedi.
Dikkat et: beş projenin beşini de bitirdi. Yani durabilen bir adam. Problem durmakta değildi.
Problem şuydu: her seferinde durdu ama neden durduğunu yazmadı. Adını koymadığı için aynı hatayı beş kere tekrarladı; beşinde de ürünü yaptı, sonra satmaya çalıştı. Ancak altıncı denemeden önce, altı yılın sonunda, tek cümleyle adını koydu: ürünü yapmadan önce sat, ya da en azından büyük bir bekleme listesi topla.
Altı yıl, beş bitmiş ürün, sıfır lira. Hepsinin bedeli tek bir cümleyi altı yıl geç yazmak.
Buradan çıkan kural şu: durmak yetmez, durma sebebini yazmak gerekir. Yazmazsan bir sonraki projede aynı yerden düşersin ve düştüğünü bile fark etmezsin.
Doğrusu şu: dur, nedenini yaz, sıradakine geç.
#3.12 Canlı Deney: Kendi Projelerimi Test Ediyorum
Bu bölümü yazarken kendi projelerime bu yöntemi uyguluyorum. Sonuçları bilmiyorum, bu kitap yazıldıkça oluyor. Ama planı sana açık açık göstereyim ki taklit edebilesin.
Ve bu sefer 3.11’de kendi koyduğum kurala uyuyorum: her deneyin tarihi var. Tarihsiz hedef bir niyettir, tarihli hedef bir taahhüt. Aşağıdaki üç tarihi yazdıktan sonra silemem, çünkü sen okudun.
| Deney | Eşik | Tarih |
|---|---|---|
| 1 · SEO paketine üçüncü müşteri | 3 müşteri | 27 Eylül 2026 |
| 2 · Piyon Davet’in tekrar etmesi | 5 satış | 11 Ekim 2026 |
| 3 · Yeni fikrin doğrulanması | 20 görüşme, 3 ön ödeme | 11 Ekim 2026 |
#Deney 1: SEO paketinin üçüncü müşterisi
e4 ve d5’e aynı hizmeti veriyorum; süreç standart, yapay zeka destekli, saat başı getirisi 1.250 liraya kadar çıkıyor. Hipotezim şu: bu hizmeti üçüncü, dördüncü, beşinci müşteriye satabilirim.
Doğrulama yöntemi kapıcı yöntemi artı ön satış. Ürün yapmam gerekmiyor, hizmet zaten var.
Planım dört adımlı. Sağlık turizmi sektöründen yirmi işletmelik bir liste çıkaracağım. Her birine Mom Test görüşmesi teklif edeceğim ve ilk beşinde sadece dinleyeceğim. Öğrendiğim kelimelerle bir paket sayfası yazacağım, fiyat ayda on iki bin lira. Kalan on beşine teklif götüreceğim.
Eşiğim üç müşteri, yani aylık artı otuz altı bin lira. Bitiş tarihi 27 Eylül 2026.
Burada bir şeyi açıkça yazayım, çünkü aklına gelecek: evet, aynı sektörde birden fazla müşteriye çalışacağım. Hatta hedefim on tane. Bunu saklamıyorum ve müşterilerimden de saklamıyorum.
Sebebi şu: bir sektörü ne kadar çok çalışırsan o sektörde o kadar iyi olursun. O sektörün hangi aramalarla hasta bulduğunu, hangi içeriğin çalıştığını, hangisinin çalışmadığını on müşteriden öğrenirim ve o öğrendiğim hepsine döner. Sektörünü hiç bilmeyen bir ajansla çalışmak ile o sektörde on iş yapmış biriyle çalışmak arasındaki fark budur.
Kural şu: benimle çalışan kazanır. Bunu söyleyebiliyorsan aynı sektörde çalışmak bir sorun değil, bir avantajdır. Söyleyemiyorsan zaten yanlış iş yapıyorsundur.
Neden bu ilk deneyim? Çünkü en az riskli olan bu. Ürün yok, geliştirme yok, sadece satış var. Ve zaten yapabildiğim bir işi satıyorum.
Kitabın en önemli tavsiyesi burada saklı: ilk deneyini, yapabildiğin bir şeyi satarak yap. Yeni bir şey öğrenmeye çalışırken satmayı da öğrenmeye çalışma, ikisi birden çok ağır.
#Deney 2: Piyon Davet’in ikinci müşterisi
Beş yüz liralık bir satış yapıldı ve sonra ben geliştirmeye döndüm. Hipotezim şu: bu bir tesadüf değil, tekrar edebilir.
Doğrulama yöntemi ilginç: hiçbir şey geliştirmemek, sadece satmak.
Planım üç adımlı. Var olan ürünle üç örnek davetiye videosu çekeceğim. Instagram Reels’e koyup düğün ve nişan hedef kitlesine beş yüz liralık reklam vereceğim. Ve hiçbir yeni özellik eklemeyeceğim. Yasak.
Eşiğim beş satış, bitiş tarihi 11 Ekim 2026.
En zor kısım üçüncü maddedeki yasak, çünkü ben mutlaka bir şeyler düzeltmek isteyeceğim. Bu yüzden yazıyorum: yazılı kural, niyetten güçlüdür.
#Deney 3: Yeni fikrin ilk yirmi görüşmesi
Aklımda bir fikir var. Sağlık turizmi kliniklerinin kendilerini listelediği, yurt dışından tedavi arayan insanların da o klinikleri bulup karşılaştırabildiği bir platform. Gelir modeli listeleme başına: klinik listeleniyor, üstüne rozet ve öne çıkarma gibi ek şeyler satın alıyor. Hedef pazarı Türkiye değil, yurt dışı, çünkü ödeyen taraf orada.
Bu fikri beşinci bölümde kitabın araçlarından tek tek geçireceğim. Şu an sadece fikir: ne kodu yazıldı, ne bir sayfası var, ne tek bir klinikle konuşuldu.
Adını yazmıyorum ve sebebi kitabın konusuyla birebir ilgili: bir fikre isim vermek, o fikri yapmış gibi hissettiriyor. İsim koyarsın, logo düşünürsün, alan adını alırsın ve o akşam bir şey başardığını sanarak yatarsın. Halbuki hiçbir şey olmamıştır. Müşterilerime satranç kareleriyle isim verdim, bu projeye de öyle diyeceğim: b2.
Ve içimden gelen ilk dürtü Figma’yı açıp arayüz tasarlamak. On dört yıldır beni bitiren dürtü tam olarak bu.
Bu sefer yapmayacağım. b2’nin bir sonraki adımı yirmi klinik görüşmesi ve üç ön ödeme, bitiş tarihi 11 Ekim 2026. Kod değil.
Şunu da dürüstçe yazayım: yirmi görüşmeyi yapacağıma eminim, üç ön ödemeyi alacağıma emin değilim. Henüz kimseyle konuşmadım, bu sektörde ödeme alışkanlığının ne olduğunu bilmiyorum ve fiyatın ne olacağını bile bilmiyorum. Yani bu deney gerçekten bir deney; sonucunu bilseydim yapmama gerek kalmazdı.
Alamazsam onu da yazacağım. Bu kitabın tek kuralı bu.
#3.13 BÖLÜM UYGULAMASI: On Dört Günde İlk Ödeme
Bu bölümün egzersizi tek bir hedef içeriyor: birinden para almak. Ne kadar olduğu önemli değil, yüz lira da olur. Önemli olan sıfırdan bire geçmek.
Birinci gün otuz isimlik listeyi çıkarırsın. En az beş tanesi sana ödemiş kişilerden olsun.
İkinci ve üçüncü gün ilk beş görüşmeyi ayarlarsın. Mesaj at, on beş dakikalık görüşme iste, satmayacağını belirt: “Merhaba [isim], [problem] üzerine bir şey araştırıyorum. Senin bu konudaki deneyimini merak ediyorum. On beş dakika ayırabilir misin? Bir şey satmayacağım, söz.”
Dördüncü ve altıncı gün arası beş Mom Test görüşmesi yaparsın. Her görüşmede altı soruyu sor: bu ay işinde en çok vaktini ne aldı, bu problemi en son ne zaman yaşadın, şu an bunu nasıl çözüyorsun ve gösterebilir misin, bunun için şu an neye para ödüyorsun, bunu çözmek için daha önce ne denedin, ve bu problemi yaşayan başka kimi tanıyorsun.
Her görüşmeden sonra beş dakikada notunu yaz; yazmazsan unutursun ve nezaketi hafızanda gerçeğe dönüştürürsün. Altıncı soru sana yeni isimler getirecek ve listen büyüyecek.
Yedinci gün örüntüyü bulursun. Beş görüşmenin notlarını yan yana koy ve şunları ara: hangi problem üçten fazla kişide çıktı, hangi cümleyi birden fazla kişi neredeyse aynı kelimelerle kurdu, kimler bu iş için zaten para ödüyor. O ortak cümle, teklif metninin ilk satırı olacak.
Sekizinci gün teklifi yazarsın. Tek sayfa ve içinde altı şey olsun: problem (onların kelimeleriyle), çözüm (tek cümle), ne alacakları (üç beş madde, somut), fiyat (tek rakam, seçenek koyma), teslim tarihi (net gün) ve iade taahhüdü.
Fiyatı koymaktan korkma; fiyatsız teklif, teklif değildir. Ve fiyatı düşük tutma, çünkü düşük fiyat “ciddi değil” sinyalidir.
Dokuzuncu ve on ikinci gün arası yirmi kişiye teklif götürürsün, günde beş kişi. Her hayır cevabında şunu sor: “Anlıyorum. Ne olsaydı evet derdin?” Bu soruyu sormadığın her hayır, boşa gitmiş bir hayırdır.
On üçüncü gün sayımı yaparsın: kaç kişiye teklif götürdün, kaçı evet dedi, kaçı pahalı dedi, kaçı şimdi sırası değil dedi, kaçı şu özellik lazım dedi.
Bu tablo sana ne yapacağını söyleyecek. Çoğunluk “pahalı” dediyse değeri anlatamıyorsun ya da yanlış segmenttesin. Çoğunluk “sırası değil” dediyse vitamin buldun ve problemi değiştirmen lazım. Çoğunluk “şu özellik lazım” dediyse kapsamı düzelt ve tekrar dene.
On üçüncü günün ikinci yarısında hayır cevaplarını okursun. Bunun için yarım gün ayır ve bütün hayırları tek tek oku, sonra üç soruyu cevapla. Hayırlar hep aynı sebepten mi geldi? Aynıysa o sebep tek bir engeldir ve kaldırılabilir, farklıysa problem seçimin yanlış. Kim hayır dedi kim evet dedi, aralarında fark var mı? Evet diyenlerin ortak özelliğine bak, o ortak özellik senin gerçek hedef kitlendir ve muhtemelen başladığından daha dardır. Ve hangi cümleyi kurunca insanların yüzü değişti? O cümleyi bul ve teklifin ilk satırı yap.
Bu yarım gün, önceki on üç günden daha değerli olabilir. Çünkü herkes veri toplar, çok az insan topladığı veriye bakar.
On dördüncü gün karar verirsin. Üç ve üstü ödeme aldıysan dördüncü bölüme geç ve ürünü yapmaya başla. Bir iki ödeme aldıysan bir ayar yap (fiyat, kitle ya da kanal) ve on dört gün daha ver. Sıfır ödeme aldıysan ikinci bölüme dön ve listenden sıradakini al.
Üçüncü durumdaysan üzülme. İki hafta harcadın, iki yıl değil. Bu bölümün amacı tam olarak buydu.
#3.14 Bölüm Özeti
İki sıra var ve ikisinin de sonucu aynı olabilir, ama birinde “hayır” iki yıl, diğerinde iki hafta maliyetli. Girişimcilik bir yetenek yarışı değil, deneme sayısı yarışıdır.
Doğrulama davranış ölçmektir, söz değil. Sinyal Merdiveni’nde iltifat sıfır, beğeni bir, yorum iki, e-posta üç, toplantı dört, fiyat sorusu beş, ön ödeme altı ve ikinci ödeme yedidir. Beşinci seviyenin altına güvenme.
Mom Test’in üç kuralı: fikrinden değil onların hayatından konuş, gelecek görüşü değil geçmiş olayı sor, yüzde yirmi sen konuş ve yüzde seksen dinle. Üç zehirli veri iltifat, varsayım ve dilek listesidir. Ve her görüşmeyi bir taahhütle bitir: zaman, itibar ya da para.
Kod yazmadan doğrulamanın sekiz yolu var: açılış sayfası, sahte kapı, kapıcı yöntemi, sihirbaz, ön satış, video, WhatsApp grubu ve tek özellik.
Rakamlar şöyle: açılış sayfası medyan dönüşümü %6,6, yazılımda %3,8, etkinlikte %12,3. 3 alanlı form %10,1, 9 alanlı form %3,6. Soğuk trafikte %10 üstü güçlü sinyal; %1-6 arası isen mesajını, kitleni ya da fikrini gözden geçir.
Ön satışın üç kuralı: ürünün var olmadığını açıkça söyle, net teslim tarihi ver, koşulsuz iade sözü ver.
Eşikler baştan yazılır ve sonradan değiştirilmez: on görüşmenin yedisinde aynı problem, üç yüz ziyaretçide yüzde on üstü e-posta, yirmi teklifte üç ödeme.
MVP kötü ürün değildir; bir problemi baştan sona çözen en küçük şeydir. Kaykay ver, tekerlek verme.
İlk on müşteri bulunmaz, kazanılır. Otuz isimlik liste çıkar, sana ödemiş olanlardan başla, ilk beş kişiye satma sadece dinle ve teklifi onların kelimeleriyle yaz.
Türkiye sözlüğünde “bakarız”, “inşallah” ve tarihsiz “bir konuşalım” hayır demektir; “ne zaman başlıyoruz” ve “IBAN neydi” evet demektir. Her muğlak cevaba karşı bir tarih ya da bir rakam iste. Referanslı satış soğuk satıştan kat kat kolay, o yüzden “beni tanıştırır mısın?” sorusunu her görüşmede sor.
Durma kriterini başlamadan önce yaz ve durmadan önce üç ayar dene: fiyat, kitle, kanal. İki haftada durabilmek, beş yıl devam etmekten başarılıdır.
#3.15 Son Sözlerim
Sevgili okurum,
Bu bölümü yazarken kendi kendime kızdım, çünkü anlattığım her şeyi biliyordum ve hiçbirini uygulamadım.
Beş yüz lirayı aldıktan sonra ikinci müşteriyi aramak yerine ürünü geliştirmeye döndüm. Sebep basit: geliştirmek beni korkutmuyor, satmak korkutuyor.
Kod yazarken kimse bana hayır demez. Ekran bana kızmaz, beni reddetmez, “pahalı” demez. Ama bir insana teklif götürdüğümde hayır cevabı gelebilir ve o hayır canımı yakar.
İşte on dört yılın gerçek açıklaması bu. Yetenek eksikliği değil, bilgi eksikliği değil. Reddedilmekten kaçınmak.
Ve şunu fark ettim: Ben aslında ret almıyorum, ret almamayı seçiyorum. Kimseye teklif götürmezsem kimse hayır diyemez. Ama kimse evet de diyemez. Sıfır ret eşittir sıfır satış; bu bir denklem.

Bu bölümdeki yirmi teklif kuralını hatırla: yirmi teklif, on yedi hayır, üç evet. On yedi hayır normaldir. İşin bir parçasıdır, senin değersizliğinin kanıtı değil.
Ben bunu bilerek yaşamaya yeni başlıyorum. Ve sana açık açık söyleyeyim: bu kitabın üçüncü bölümünü yazdım ama daha yirmi teklif götürmedim. Bir sonraki bölüme geçmeden önce götüreceğim, çünkü yazdığım şeyi yaşamazsam bu kitap yalan olur.
Sen de aynısını yap. Kitabı okumaya devam etme; kapat, listeyi çıkar, mesajı at.

Dördüncü bölümde ilk paranın nasıl kazanılacağını ve nasıl fiyatlanacağını konuşacağız. Ama o bölüm, ancak buradaki on dört günü tamamladıysan işine yarar.
Buraya kadar okuyan herkese teşekkür ederim.
#Kaynaklar ve İleri Okuma
Bu bölümdeki verilerin ve örneklerin kaynakları:
- Rob Fitzpatrick, The Mom Test (kitap). Bu bölümün 3.3 kısmının tamamı bu kitabın yöntemine dayanıyor: momtestbook.com
- mtlynch.io, The Mom Test kitap notları ve üç zehirli veri türü: mtlynch.io
- Koji, “Concierge MVP: How to Validate a Startup Idea by Manually Delivering the Service” (Airbnb’nin üç şişme yatak hikayesi): koji.so
- MVP Development, “Fake Door MVP: Validate a Feature Before You Build”: mvpdevelopment.company
- GrowthMentor, “How to Validate a Startup Idea With a Pre-Launch Landing Page & <$500 PPC” (418 euro, 2 hafta, %16,89 dönüşüm): growthmentor.com
- Unbounce / Leadpages, Açılış sayfası dönüşüm oranı karşılaştırmaları 2026 (%6,6 medyan, 41.000 sayfa): leadpages.com
- Genesys Growth, Açılış sayfası istatistikleri, form alan sayısı ve dönüşüm ilişkisi: genesysgrowth.com
- Kaloyan Yankulov, “How We Made $3,950 In Pre-order Revenue Without a Product”: linkedin.com
- Kathryn O’Day, “How To Pre-Sell Your Product With 5 Examples”: kathrynoday.substack.com
- Feel the Boot, “Pre-Sell Before You Build: Avoid Costly Startup Mistakes”: feeltheboot.com
- Medium / DC, “Early Stage Sales: Why Every Startup’s First Customers Are Won, Not Found”: medium.com
- Pratham Naik, Ön ödeme yöntemiyle 12 kişiden 99’ar dolar toplaması: indiehackers.com
Akademik temel:
- Blank, S. & Eckhardt, J. T. Yalın Startup’ın “arama” ve “yürütme” aşamaları; müşteri keşfi ve doğrulaması adımları; başarı metriğinin finansal değil öğrenme metriği olması. Journal of Management, 49(5), 1569-1602 (2023).
- Blank, S. “Earlyvangelists” kavramı: çözüme en acil ihtiyaç duyan ve MVP’yi satın almaya istekli müşteriler.
- Sarasvathy, S. D. Etkilenme mantığını kullanan girişimcilerin erken müşteri ve taahhüt edilmiş ortaklar kazanarak riski düşürmesi. Small Business Economics, 61, 5-16 (2023).
- Osterwalder, A. & Pigneur, Y. İş Modeli Kanvası: hangi varsayımların test edilmesi gerektiğini belirlemek.
- Shokri, M. ve ark. Fizibilite değerlendirmesi (finansal, teknik, pazar). Journal of Small Business and Enterprise Development, 26(5), 669-686 (2019).
#Sonraki Bölüm
BÖLÜM 4: İlk Para
Doğrulamayı geçtin, birileri ödedi. Şimdi bunu düzenli gelire çevireceğiz.
İçinde ne var: fiyatlamanın gerçek mantığı yani maliyet değil değer, neden fiyatını düşük tutmanın seni öldürdüğü, ucuz fiyat müzesi yani gerçek rakamlarla altı vaka, saat ücreti ile paket ve abonelik arasındaki seçim, üç paket kuralı, kabul edilen teklifle reddedilen teklifin farkı, mevcut müşterine nasıl zam yapılacağı, “biraz düşer mi?” sorusuna cevap, fiyat konuşmasının anatomisi ve sessizlik kuralı, ödeme koşulları, ilk on bin lirayı kazanmanın somut yolları ve kendi fiyat listeni yazma egzersizi.
Yeni bölüm çıkınca haber vereyim
Kitap haftada bir bölüm yayınlanıyor. Bir de aralarda kitapta verdiğim dokuz taahhüdün ne durumda olduğunu yazıyorum — zam yapabildim mi, kaç klinikle görüştüm, Piyon Davet kaç sattı. Rakamlarla, süslemeden.
Spam yok, satış yok. İstediğin an tek tıkla çıkarsın.
Bölüm 3 hakkında ne diyorsun?
Katılmadığın, eksik bulduğun ya da kendi rakamlarınla çeliştiğini düşündüğün bir yer varsa yaz. Yorumlar bana geliyor, onayladıktan sonra yayınlanıyor.