1. Tasarımın Düşünce Biçimi ve Anlamı: Varoluşsal İfade

Tasarım nedir? İki çizik atmak değildir. Sadece plan yapmak da değildir. Süreç de değildir. Bunlar, kavramın gerçek değerini düşüren, banal fikirlerden başka bir şey değildir. Tasarım bir düşünce biçimidir. Bir anlatıdır, bir öğreti, hatta bir ifade etme biçimidir. Tasarım; insanı yok eden ve aynı zamanda var eden bir düşüncenin ifadesidir. Endüstriyel tasarım denildiğinde akıllara gelen bir tasarım var: Limon sıkacağı. Limon bile sıkıldı bu duruma. Siz sıkılmadınız mı? Tasarımda sadece işlev mi olmalıdır? Net bir ayrımın söz konusu olduğunu düşünmüyorum.

Kendimi farklı yollarla ifade etmeyi severim. Tasarım yaparım. Çizerek değil. Hayal ederek. Hayal ederim. Düşünerek değil. Hissederek.

Tasarımcı, duygularını en saf, en temiz biçimde ifade eden kişidir. Hissederek hayal etmeliyiz, düşünerek değil. Bizler yaratmıyoruz, var etmiyoruz. Bizler sadece ifade ediyoruz. Bu varoluşsal ifade biçimi, bizi Bauhaus’un süslemeyi yanlış bulup yapısallıktan söz ettiği modern anlayışın ötesine taşımıştır.

Tasarımı bir yaprağa benzetiyorum. Biz tasarımcılar, düşen bir yaprağa sahip olanlardanız. Bir yaprağın döngüsünü bozan, ona yeni anlamlar, işlevler, fikirler, düşünceler katanlarız. Dünyanın ilk tasarımcısı, bir ihtiyacı karşılamak ve var olana yeni anlamlar kazandırmak için eylemlerde bulunan canlılara kadar uzanır. İnsanlar, bir taşı sivrilterek veya bir oyuntu olan boşluğu barınma alanı olarak kullanarak başlamışlardır. Bir ihtiyaç vardır ve bir de var olan. O günden bugüne pek çok şey değişmiştir. Yeni katılan anlamlar yeni anlamlar doğurmuştur. Her yeni nesille yeni dünya yaratılmıştır. Var olanı kopyalama. Taklit etme. Taklidi yanlış anlamıştır insanlık. Her nesnenin, her canlının, her rengin, her formun, her biçimin, her hacmin nedeni vardır. Neden ve nasıldır sormamız gereken.

  1. Düşüncenin Sınırları: Felsefi Keşif ve İfadenin Yeri

Felsefenin iki yolu vardır. Biri, “Zihin nedir?” gibi kalıcı ve bilinen yolları takip eder. Diğeri ise bu yerleşik yollardan ayrılarak daha vahşi topraklara gider. Felsefi yaklaşımı, şimdiye kadar keşfedilmemiş bir konuya, yani tasarıma uygular.

Tasarım teorisi ile tasarım felsefesi arasında bir incelik vardır. Tasarım teorisinin birincil motivasyonu, mevcut pratik kaygılarla yönlendirilen tasarım uygulamasıdır. Teori, uygulayıcı tasarımcı için daha yararlı olabilir. Ancak felsefe, tasarımı daha büyük sorular ışığında inceler: Bilgi, etik, estetik ve gerçekliğin doğası hakkındaki sorular.

Felsefe bize kesin sonuçlar vermez. Bunun yerine, her biri zorlukları olan, makul düşüncelerin bir yelpazesini sunar. Bize sunduğu şey, uygulamalarımızı ve bunun insan yaşamının diğer önemli boyutlarıyla ilişkisini daha geniş bir perspektiften görebilme yeteneğidir. Günlük pratiğimizi bu şekilde görebilme, eğitimli bir kişinin işaretlerindendir. Tasarım, bugün yaygınlığı ve prestiji nedeniyle felsefe tarafından ihmal edilmesi dikkat çekici bir alandır. Hatta, tasarımın kültürel önem açısından sanatları bile gölgede bıraktığı savunulabilir. Tasarım, kendi başına felsefi keşif için layık bir alandır. Bu keşif için Modernist hareket bize bir şablon bıraktı. Modernistler, tasarımla ilgili merkezi felsefi konuları en net görenlerdi. Ancak bizler, onların bıraktığı bu yapısallığın ve süslemeyi kısıtlama arayışının ötesine geçmeli, ifadenin varoluşsal boyutunu araştırmalıyız.

  1. Tasarımın Varoluşsal Kökeni: Taklit, Anlam ve Rasyonelliğin Gerilimi

Tasarım nedir? En temel sorudur. Ancak yanıtlaması zordur, çünkü tasarım kavramı deneyimlediğimiz şeylerin çok azına değil, çok fazlasına atıfta bulunuyor gibi görünmektedir. Bazı teorisyenler, yaptığımız her şeyin tasarım olduğu fikrine dayanır. Victor Papanek “Tüm insanlar tasarımcıdır” der; turta pişirmek bile tasarımdır. Henry Petroski’ye göre ise tasarım, amaçlarımıza ulaşmak için şeyleri kullanmaktır; içmek için kullanılan bir kabuk bile tasarlanmış sayılır.

Ancak bu geniş tanımlar, tasarımı temizlik veya kumda çizim yapmak gibi sıradan faaliyetlerden ayıran farkı tamamen görmezden gelir. Turta pişiren birine “tasarımcı” demek gariptir. O halde tasarım, sadece bir hedef için bir şeyi kullanmaktan fazlasını ifade eder; dünyayı değiştiren eylemdir.

O günden bugüne pek çok şey değişmiştir. Yeni katılan anlamlar yeni anlamlar doğurmuştur. Var olanı kopyalama. Taklit etme. Taklidi yanlış anlamıştır insanlık. Her nesnenin, her canlının, her rengin, her formun, her biçimin, her hacmin nedeni vardır. Neden ve nasıldır sormamız gereken.

Bu rasyonel ve kasıtlı bir faaliyettir. Tasarım, yapma fiziksel eyleminden farklı kavramsal veya zihinsel bir faaliyettir. Bir motor planı yaratırken, artan verimlilik tamamen kazara bir keşifse, kişi onu tasarlamış sayılmaz. Tasarım kavramı, nihai ürün ile yaratıcı süreç arasında belirli bir tür rasyonel bağlantı gerektirir. Tasarım, yeni bir şey türü için planların yaratılması yoluyla bir problemin kasıtlı çözümüdür.

Ancak bu rasyonellik, bizim hissederek hayal etme biçimimizle çatışır. Tasarımın tanımı, makul bir kişi tarafından yetersiz bir çözüm olarak hemen görülmeyecek planların yaratılması yoluyla bir problemin kasıtlı çözümü olmalıdır. Limon sıkacağı örneğinde olduğu gibi, planın çalışacağına dair özel bir gerekçe seviyesine sahip olmak gerekmez. Ancak beklenen başarı şansının belirli bir seviyenin altına düştüğü anlarda, tasarlama karanlıkta atılan meşhur atışla eşdeğer hale gelebilir. Tasarlamanın ne ölçüde rasyonel bir faaliyet olarak düşünülebileceği, felsefenin merkezi konularından biridir.

  1. İfadenin Tekilliği ve Modern Tasarımcının Ağır Sorumluluğu Tasarımcının ürettiği şeyin tam olarak ne olduğu, yani ontolojik sorusu, ifadenin doğasıyla doğrudan ilişkilidir. Tasarımlar, heykel gibi tekil nesneler mi, yoksa müzik partisyonları gibi çoklu gerçekleştirilebilir türler mi?

Tipik olarak bir tasarımın planları birden fazla kez uygulanabilir, bu da tasarımların çoklu gerçekleştirilebilir olduğu anlamına gelir. Ancak ifademiz saf olduğunda, biricik ve tekil olabilir. Bazı tasarımlar mimarideki bazı eserler gibi tekil olabilir. Frank Lloyd Wright’ın Fallingwater’ı gibi alan-spesifik eserlerde, alanın kendisi eserin bir parçasıdır ve başka bir yerde yeniden üretilmesi o eşsiz ifadeyi taşımaz. Kral VI. George için 1937 İmparatorluk Devlet Tacı tasarımı da böyledir; içindeki mücevherlerin eşsizliği, tasarımı tekil yapar. Genel olarak, tasarımı, resim veya müzik gibi plastik sanatlardan ontolojik olarak daha çeşitli düşünmeliyiz.

Tasarım eylemi insanlık tarihi kadar eski olsa da, Modern Tasarımcı ve Tasarım (büyük T ile, yani meslek olarak uygulama) özünde modern bir olgudur. Tarihçiler, modern kökenlerinin erken sanayi devriminde yattığını düşünürler. Geleneksel zanaatkâr, sadece yerleşik kuralları uygulamada beceri sahibiydi.

Sanayileşme; seri üretimi, emeğin bölünmesini getirdi. Tasarımcı, üretilecek öğeyi bir bütün olarak düşünen kişiydi. Bu rol, önceki yapma biçimleriyle bir kopuşu temsil eder. Bu, geleneksel olarak toplumun kolektif davranışına ait olan sorumluluğun, Tasarımcının omuzlarına büyük bir kaymasını temsil eder.

Modernistler bu kaymanın farkındaydı ve bu nedenle fonksiyon kavramına odaklandılar. İçinde yaşanılamayan güzel odalar veya giyilemeyen güzel giysiler sanat olarak başarılı olabilir, ancak Tasarım olarak değil. Tasarım, pratik bir işlevi olan öğeler yaratmalıdır.

Bu sorumluluk kayması, tasarımı sosyal kaygıların konusu haline getirmiştir. Tasarım var olduğu sürece, sosyal kaygılar yoğunlaşmıştır. Bir tasarımcının dediği gibi, “Tasarım tüm hayatımızı kontrol ediyor—tüm mutluluğumuz ona bağlı”. Bizler, sadece ifade edenler değil, aynı zamanda bu varoluşsal değişimin etik sorumluluğunu taşıyanlarız. Estetik ve işlevin ötesine geçerek, ifademizin arkasındaki etik çerçeveyi düşünmek zorundayız.